Her sabah gözlerimizi açıyoruz. Ciğerlerimiz dolup boşalıyor, kalbimiz görevini aksatmadan çalışıyor. Doktorlara göre yaşıyoruz; istatistiklere göre hayattayız. Peki gerçekten öyle mi? Nefes almak, yaşamak anlamına geliyor mu?

Günümüz insanı hayatta kalma konusunda oldukça başarılı. Alarm çalıyor, kalkıyoruz. İşe gidiyoruz, sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz, faturaları ödüyoruz. Gün bitiyor, ardından bir yenisi başlıyor. Arada bir aynaya bakıp “Ben ne ara bu kadar yoruldum?” diye sorduğumuz oluyor ama çoğu zaman cevabı duymak istemiyoruz. Çünkü durmak lüks, düşünmek ise tehlikeli sayılıyor.

Nefes almak otomatik bir refleks. Biz istemesek de bedenimiz bunu yapıyor. Ya yaşamak? O biraz daha zahmetli. Bilinç ister, cesaret ister; bazen de risk almayı gerektirir. Yaşamak, sadece günleri tüketmek değil; günlerin içinde kendine rastlayabilmektir belki de.

Kaçımız gerçekten hissettiği bir hayat sürüyor? Kaçımız gülüşünü bastırmadan gülebiliyor, canı yandığında “iyiyim” demek zorunda kalmadan susabiliyor? Çoğumuz duygularımızı bir köşeye kaldırıp “sonra bakarım” diyoruz. Ama o “sonra” çoğu zaman hiç gelmiyor.

Modern hayat bize hız öğretiyor ama derinlik öğretmiyor. Her şeye yetişiyoruz da kendimize yetişemiyoruz. Sürekli bir koşu hâli… Nereye gittiğimizi bilmeden. Belki de bu yüzden bu kadar çok insan nefes alıyor ama yaşadığını hissetmiyor. Çünkü yaşamak bazen yavaşlamayı gerektirir; oysa bize yavaşlayanların geride kaldığı öğretildi.

Oysa yaşamak, küçük anlarda saklıdır. Bir kahvenin kokusunda, beklenmedik bir mesajda, uzun zamandır dinlemediğimiz bir şarkıda… Bazen de zor bir kararın tam ortasında. İnsan yaşadığını çoğu zaman mutlu olduğunda değil, “kendisi” olduğunda hisseder.

Nefes almak hayatta kalmaktır. Yaşamak ise seçim yapmaktır. Sevilmeyeceğini bile bile dürüst olmayı seçmek; korkmana rağmen adım atmak; herkes susarken bir cümle kurabilmek… Bunlar nabzı hızlandırır ama ruhu da uyandırır.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Ben bugün sadece nefes mi aldım, yoksa gerçekten yaşadım mı?”

Cevap rahatsız edici olabilir. Ama iyi haber şu: Yaşamak, her gün yeniden öğrenilebilen bir şeydir. Geç kalmış sayılmayız. Çünkü nefes alıyorsak, hâlâ bir şansımız vardır.

Mesele ciğerlerimizin dolup boşalması değil.
Mesele, hayatın içimize dolup dolmadığıdır.

O hâlde bugün, hayata uzaktan bakmayı bırakıp içine adım attığımız gün olsun. Çünkü hayat ertelenmek için değil; hissedilmek için var. Ve belki de gerçek cesaret, her şeye rağmen yaşamayı seçmektir.

Bugün, sadece nefes alan değil; iz bırakan bir gün olsun.