İnsanın kalbi, aslında en temiz pınardır. İçinde sevgiyle, merhametle, iyilikle beslendiğinde etrafına ışık saçar. Ama aynı kalp, kinle beslendiğinde, zehirli bir kuyudan su içmiş gibi kararmaya başlar.
Çünkü kin, insanı sadece karşısındakine değil, en çok da kendine düşman eder.
Kincilik, geçmişin yükünü sırtında taşımaktır. Affetmemek, her gün aynı yarayı yeniden kanatmaktır. Oysa affetmek unutmaktan değil, o yükü omuzlarından bırakmaktan ibarettir. Kinle beslenen bir ruhun içinde sevgi barınamaz; çünkü kin, kalpteki tüm güzel duygulara yer bırakmaz.
Düşünün; bir insana olan öfkenizi, yıllarca içinizde büyüttünüz. O kişi hayatına devam ederken siz, içinizde ağır bir yükle yaşarsınız. Gülüşünüz yarım kalır, dostluklarınızda samimiyet azalır, hatta kendinize bile yabancılaşırsınız. Kin, görünmeyen bir zincirdir; ayaklarımıza değil, ruhumuza vurulmuş bir zincir.
Sevgi ise tam tersidir. Paylaştıkça büyür, çoğaldıkça kalbi hafifletir. İnsan affettiğinde sadece karşısındakini değil, aslında en çok kendini özgür bırakır. Çünkü kin, insanı tüketirken; sevgi, insanı yeniden doğurur.
Belki de asıl mesele şudur: Hayat çok kısa… Kin tutarak, bu kısa ömrü zehir etmeye değer mi?