Kaybolan Bir Nesil Bugün yaşanan acı olaylar… Özellikle Kahramanmaraş ve Gaziantep’te okullarda meydana gelen saldırılar… Hepimizi derinden sarsmalı. Çünkü artık bu tür haberler, uzakta kalan trajediler değil. En güvenli olması gereken yerler—okullar—çocuklarımız için birer risk alanına dönüşmeye başladı. Bu, sadece bir güvenlik sorunu değil. Bu, bir toplumun aynasıdır.
İnsan hayatının bu kadar değersizleşmesi kabul edilemez. Ancak daha acı olan şu: Bu noktaya gelişimizde hepimizin payı var. Sadece sistemi, dış etkenleri ya da “başkalarını” suçlayarak bu sorumluluktan kaçamayız. Çünkü mesele dışarıda başlamıyor—evde başlıyor.
Evet, bizler de zor çocukluklardan geçtik. Korkularımız vardı, baskı gördük, eksiklerle büyüdük. Ama bugün geldiğimiz noktada, kendi çocuklarımızı yetiştirirken başka bir hataya savrulduk. Onları korumak isterken, hayata hazırlamayı unuttuk.
“Üzülmesin”, “kırılmasın”, “psikolojisi bozulmasın” derken…
Sınır koymayı unuttuk.
Disiplini ihmal ettik.
Sorumluluk vermekten kaçındık.
Oysa bir çocuk için sınır, baskı değil; güven demektir. Disiplin, ceza değil; hayata hazırlanma aracıdır. Sorumluluk ise birey olmanın temelidir. Bunlardan yoksun büyüyen bir çocuk, büyüdüğünde ne kendini yönetebilir ne de öfkesini. Ve ne yazık ki, bu kontrolsüzlük bazen başkalarına zarar veren bir noktaya ulaşabilir.
Diğer tarafta ise sarsılan bir adalet duygusu var. Suç işleyenlerin yeterince caydırıcı cezalar almaması, toplumda derin bir güvensizlik yaratıyor. İnsanlar artık kendilerine şu soruyu soruyor:
“Başımıza bir şey gelirse, gerçekten korunacak mıyız?”
Cevap net değil. Bu da korkuyu büyütüyor.
Ama asıl sorulması gereken soru şu:
Biz çocuklarımızı gerçekten hayata hazırlıyor muyuz?
Onlara sadece sevgiyi değil, sınırı da verebiliyor muyuz?
Sadece korumayı değil, mücadele etmeyi öğretiyor muyuz?
Sadece haklarını değil, sorumluluklarını da anlatıyor muyuz?
Çünkü her trajedi, bir anda ortaya çıkmaz. Yılların ihmalinin, yanlış yaklaşımın ve eksik eğitim anlayışının bir sonucudur.
Hiçbir anne-baba, evladını bir gün bir başkasının öfkesine kurban olsun diye büyütmez. Ama iyi niyet tek başına yetmez. Doğru rehberlik gerekir. Kararlılık gerekir. Gerektiğinde “hayır” diyebilme cesareti gerekir.
Artık susma zamanı değil.
Artık sadece üzülme zamanı da değil.
Bu, yüzleşme zamanı. Sorumluluk alma zamanı.
Çünkü mesele sadece bugün değil.
Mesele, çocuklarımızın yarını.
“Benim çocuğum yapmaz” demek artık bir savunma değil—bir kaçış. Görmezden gelmek, ertelemek, sorumluluğu başkasına bırakmak… Bunların hiçbirinin bedeli küçük değil.
Unutmayalım:
İhmal edilen her değer,
ertelenen her sınır,
öğretilmeyen her doğru…
bir gün geri döner.
Ve o gün geldiğinde, telafisi yoktur.
Seçim bizim olmayabilir.
Ama sorumluluk kesinlikle bizim.
Ya bugün doğruyu öğretip sınır koyacağız,
ya da yarın, suskunluğun bedelini vicdanımızla ödeyeceğiz.