Bazı duygular vardır, tek başına tutuldukça solar. Bir gülümseme mesela… Kendi içinde saklarsan kaybolur.
Ama bir başkasına uzattığında, çoğalır, yayılır, büyür.
Mutluluk da tam olarak böyledir.
Hayat, çoğu zaman bize “sahip olmayı” öğretir.
Daha fazlasını, daha yenisini, daha iyisini…
Ama kimse bize “paylaşmayı” tam anlamıyla öğretmez.
Oysa mutluluk, biriktirdikçe değil, dağıttıkça çoğalan bir şeydir.
Bir bardak çayı yalnız içmek başkadır,
yanında sevdiğin biri varken içmek bambaşka.
Bir başarıyı tek başına yaşamak başkadır,
“Bak, oldu!” diye sarıldığında hissetmek bambaşka.
Bir tebessüm bile bazen bir insanın bütün gününü güzelleştirebilir.
Bir “Nasılsın gerçekten?” sorusu,
belki karanlığın içinde ışık olur birine.
Çünkü insan, insana iyi gelir.
Paylaşmak sadece maddi olanı devretmek değildir.
Bazen bir omuz vermektir.
Bazen bir cümle kurmaktır.
Bazen sadece yanında durmaktır.
Birinin elini tutmak, “Yalnız değilsin.” demektir.
Bir sarılma, hiçbir kelimenin söyleyemediğini söyler.
Belki farkında değiliz,
ama paylaştığımız her şey — gülüş, söz, sevgi, ilgi —
bizden eksilmiyor.
Aksine içimizde yeni bir yer açıyor.
Kalbin genişlediği yer, paylaştığın yerdir.
Dünya biraz hızlı, insanlar biraz yorgun, içimiz biraz dolu…
Böyle bir zamanda paylaşmak, bir iyilik değil, bir ihtiyaçtır.
Çünkü birlikte olduğumuzda,
birbirimize yansıdığımızda,
birbirimize dokunduğumuzda
mutluluk gerçekten anlam kazanır.
Belki bugün küçük bir şey yaparsın:
Bir gülümseme, bir selam, bir “Seni düşündüm.” mesajı…
Bilmiyorsun, belki o küçük dokunuş
birinin bütün gününü güzelleştirecek.
Ve işte o an anlayacaksın:
Mutluluk, sana geri dönen bir paylaşımdır.
Ne kadar verirsen, o kadar çoğalır.