Duvara asılı bir saat düşünün. Sessizce tik tak eder. Ne yargılar ne de acele eder. Sadece zamanı gösterir. Oysa zamanın kendisi öyle mi? Hayır. Zaman konuşmaz belki ama mutlaka ifşa eder. İnsanları, niyetleri, sevgileri, korkuları… Hepsini bir bir ortaya serer.

İlk tanışmalarda herkes iyidir. Kelimeler özenle seçilir, gülüşler kontrollüdür. İnsan, kendinin en cilalı hâlini sunar karşısındakine. Saat ilerler ama zaman henüz devreye girmemiştir. Çünkü gerçek yüzler, aceleye gelmez. Onlar sabır ister.

Zaman geçtikçe küçük çatlaklar oluşur. Bir mesajın geç cevaplanması, verilen bir sözün tutulmaması, zor bir anda ortadan kaybolanlar… İşte tam o anlarda saat sadece dakikaları gösterirken, zaman karakterleri göstermeye başlar. Kim kalır, kim gider; kim bahane üretir, kim mücadele eder… Hepsi zamanın filtresinden geçer.

En çok da zor zamanlar öğreticidir. Herkes gülerken yanımızda olanlar mı değerlidir, yoksa düştüğümüzde elimizden tutanlar mı? Zaman bu sorunun cevabını hiç şaşmadan verir. Maskeler düşer, roller biter. Gerçeklik sahneye çıkar.

İnsan bazen hayıflanır: “Keşke en baştan bilseydim.” Oysa bilseydik, zamanın öğrettiklerinin hiçbir anlamı kalmazdı. Zamanın değeri, sabırla açtığı kapılardadır. Hızla değil, yavaşça öğretir. Can yakarak ama kalıcı biçimde.

Belki de bu yüzden saatlere bu kadar bakarız. Zamanı kontrol ettiğimizi sanırız. Oysa zaman bizi kontrol eder. Kim olduğumuzu değil belki ama kim olmadığımızı mutlaka gösterir.

Unutmayalım:
Saat zamanı gösterir.
Zaman ise insanı.

Ve çoğu zaman, gördüğümüz şey hoşumuza gitmese bile gerçektir.

Bu yüzden acele hüküm vermekten vazgeçin, herkese hak ettiğinden fazla anlam yüklemeyin. Bırakın insanlar konuşsun, zaman tercüme etsin. Çünkü zaman asla yalan söylemez; sadece sabredenlere gerçeği gösterir.