Bazı çocuklar vardır, gözlerinin içi gülmez. Ne oyuncak eksikliğinden ne de giysilerinin yıpranmışlığından... Onların eksikliği daha derindedir. Sarılınmamışlıkta, sevilmemişlikte, görülmemişliktedir. Çünkü en çok ihtiyaç duydukları şeyi hiç ya da yeterince alamamışlardır: Şefkatli bir dokunuş, içten bir kucak, güven veren bir sarılış…
Oysa bir çocuğun dünyasında en büyük güvence, annesinin koynu, babasının sıcacık kucağıdır. Sarılmak sadece fiziksel bir temas değil; “Buradayım, seni seviyorum, güvendesin” demektir. Ve bunu duymadan büyüyen bir çocuk, sadece yaş alır… Kalbi, sevgiye dokunmadan büyür.
Koşullar ne olursa olsun, çocuk olmak duygusal bir ihtiyaçtır. Sarılmak, göz teması kurmak, ses tonu ile huzur vermek... Bunlar küçük gibi görünür ama bir ömrün temelini oluşturur. Sarılmadan büyüyen çocuklar, çoğu zaman duygularını tanıyamaz. Kendilerini sevmekte zorlanırlar. Çünkü biri onlara “Sen değerlisin” dememiştir hiçbir zaman.
Bu çocuklar, zamanla büyürler…
Kimi sessizliğe sığınır, kimi öfkeye.
Kimi herkese gülümser ama kendine küser.
Kimi sevgiyi hep uzakta bir şey zanneder, hak etmediğini düşünür. Çünkü çocukken içine işlenmemiştir sevginin dokusu. Eksik büyürler, içleri tamamlanmamış bir cümle gibi…
O yüzden, bir çocuğa verilebilecek en büyük hediye oyuncak değil, zamandır. Onu dinlemektir. Ve sarılmaktır. Sıcacık, yargısız, koşulsuz bir sarılış… Bu kadar basit bir şey, bir çocuğun tüm hayatını değiştirebilir.
Sarılmadan büyüyen çocuklar, sevgiye aç bireyler olur. Ve bu eksikliği ileride başka yerlerde tamamlamaya çalışırken çoğu zaman yeniden kırılırlar. Oysa bir zamanlar sadece biraz şefkate ihtiyaçları vardı… Bir omuza yaslanmaya, bir kelimeye, bir elin başlarını okşamasına.
Bugün bir çocuğa sarılın.
Belki kendi çocuğunuzdur, belki bir yeğen, belki komşunun sessiz çocuğu… Ama bilin ki o sarılış, sadece ona değil, size de iyi gelecek. Çünkü insan ancak içindeki çocuğu sarabildiğinde gerçekten iyileşir.
Ve unutmayın…
Sarılmadan büyüyen çocuklar, sevilmeyi hep uzak bir ihtimal sanırlar.