Bugün kalemim neşeden değil, yorgunluktan akıyor. Bugün içimde sessiz bir ağırlık var. Konuşsam eksik kalacak, susarsam içimde büyüyecek. Saatlerce ağlasam geçer mi bilmiyorum; bazen gözyaşı da yoruluyor insanla birlikte.
Ben, 24 Mart 1987’de Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesine bağlı Köseler Köyü’nde doğdum. On üç yaşıma kadar köyde büyüdüm; ama aslında büyümek kelimesi bize hep erken geldi. Çünkü biz çocukluğu takvimle değil, sorumlulukla öğrendik. Hayata çok erken atıldık.
Köy hayatını bilen bilir. Şehirde on sekiz yaşına gelmiş bir gence bile “yorulur, yapamaz” denirken; biz altı yaşımızda tarladaydık. Güneşin doğuşunu oyuna değil işe uyanarak karşıladık. Ellerimiz nasır tuttu, dizlerimiz toprakla tanıştı. Yorulmak lüks sayılırdı; devam etmek zorundaydık.
Çocukluğumuzu yaşayamadık belki. Parklarda koşan çocuklar, vitrinlerdeki oyuncaklar bize uzaktı. Ama yine de hayal kurmayı bırakmadık. Oyuncağımızı kendimiz yaptık; kilden, ipten, elde ne varsa… Mutluluk bazen yokluktan doğuyordu, bazen de alışmaktan.
Hayat bize hep mücadeleyi öğretti. Acımasız taraflarını, eksik kalan yanlarını, insanların yüzündeki maskeleri erken yaşta tanıdık. Düşe kalka yürüdük bu yollarda. Canımız yandı, güvenimiz sarsıldı ama merhametimizi kaybetmemeye çalıştık. Çünkü en zor şey, sertleşmeden ayakta kalabilmekti.
Kendi başımıza geldik bugünlere. Kimse bize hazır bir yol sunmadı. Öğrenerek, yanılarak, bazen kaybederek öğrendik hayatı. Umut ettik, hayaller kurduk, yarına tutunduk. Ama insanın öyle anları oluyor ki; umut bile durup nefeslenmek istiyor.
İşte ben bugün tam o noktadayım.
Ne derdimi anlatacak gücüm var ne de kendimi anlatacak kelimelerim. İçimde bir sessizlik var; kalabalıklardan daha gürültülü. Yine de biliyorum, bu hâl de geçecek. Çünkü hayat, insana dayanamayacağını düşündüğü yükleri taşıtmayı da öğretir.
Belki iyileşerek geçecek, belki zamanla hafifleyecek… Ama geçecek. Allah’ın izniyle. Çünkü toprağın öğrettiği bir şey varsa, o da şudur: Ne kadar sert olursa olsun, her kışın ardından bir bahar vardır.
Bu satırları okuyan herkese teşekkür ederim.
Beni anlayan, hisseden, sessizce okuyan herkes… Bilin ki bu yazı, sadece bir hayat hikâyesi değil; ayakta kalmaya çalışan nice insanın iç sesi.