Utanmak için yüz lazım. Ama belli ki biz o yüzü bir yerlerde düşürdük… ve dönüp almaya zahmet etmedik. Bugün insanlar birbirini insan olduğu için değil, iş gördüğü kadar tanıyor. Telefonlar sadece ihtiyaç olduğunda çalıyor. İş bitene kadar “canım”, “kardeşim”, “abi”, “dostum”… İş halloldu mu? Sessizlik. Ne bir selam, ne bir teşekkür, ne de bir vefa. Sanki aynı masada oturmamışız, aynı yoldan yürümemişiz, aynı derdi paylaşmamışız gibi.

Bu kadar mı ucuzladık?

Eskiden minnet vardı.
İyilik karşısında susup başını öne eğen bir edep vardı.
Bir kapıdan girerken küçülen bir ego, bir iyiliğin karşısında büyüyemeyen bir kibir vardı.

Şimdi ne var?
“Herkes kendi işine baksın.”
“Ben kimseye borçlu değilim.”
“Hayat böyle.”

Hayır.
Hayat böyle değil.
Biz böyle olduk.

İlişkiler bile artık birer alışveriş fişi gibi. İşe yaradığı sürece geçerli. Süresi dolunca çöpe atılıyor. İnsan, ihtiyacı bittiği anda gözden çıkarılıyor. Buna da modernlik diyoruz. Buna çağ atlamak diyoruz. Oysa gerçekte yaptığımız tek şey, insanlıktan geri gitmek.

Bir teşekkür etmeyi zayıflık sanıyoruz.
Bir özür dilemeyi eziklik.
Bir hatayı kabul etmeyi kayıp.

O yüzden saygı kalmadı.
Çünkü sabrımız yok.
Sevgi azaldı.
Çünkü empatiyi unuttuk.
Vefa bitti.
Çünkü herkes kendini merkeze koydu.

Kimse “Ben yanlış yaptım” demiyor.
Kimse aynaya bakmıyor.
Hep başkaları suçlu, hep dünya bozuk.

Peki biz neredeyiz?
Bu çürümenin tam olarak neresindeyiz?

En acı olan ne biliyor musunuz?
Artık utanmıyoruz.

Kırdığımız kalpleri hatırlamıyoruz.
Kullandığımız insanları unutuyoruz.
Ve bütün bunları “hayat şartları” diye meşrulaştırıyoruz.

Değil.
Bu hayatın suçu değil.
Bu bizim değer kaybımız.

Eğer eski değerlerimizi arıyorsak, nostalji yaparak değil; kendimize bakarak bulacağız. Bir teşekkürle başlayarak. Bir hal hatır sorarak. Bir vefa cümlesi kurarak.

Çünkü toplum dediğiniz şey, ekranlardan değil; bireylerin aynasından şekillenir.

Unutmayalım:
İnsanlık lüks değildir.
Saygı eski bir alışkanlık değil, bir karakter meselesidir.
Ve utanmak…
Hâlâ kurtarılabilecek bir erdemdir.

Yeter ki yüzümüzü tamamen kaybetmeyelim.