Bir kıvılcım düşüyor toprağa… Sonrası sessiz bir çığlık, dumanlar içinde kaybolan binlerce can. Alev alev yanan sadece ormanlar değil; içinde sakladığı yuvalar, umutlar ve bizim vicdanımız da yanıyor. Her dal, her yaprak kül olurken; aslında insanlığımız da yavaş yavaş tükeniyor. Bu yangınları sadece doğa değil, biz de kaldıramıyoruz artık. Çünkü biliyoruz ki… göz göre göre yok edilen her can, biraz da bizim suskunluğumuzda ölüyor.

Bir ağacın büyüyüp serpildiği sürece tanıklık etmek, aslında sabrın, doğanın ve yaşamın mucizesine şahit olmaktır. Minicik bir fidan, yıllar boyunca güneşe uzanır; toprağa tutunur, kök salar. Her dalı, her yaprağı bir nefes, bir umut olur. Sadece oksijen değildir bize sunduğu… Gölgesiyle serinletir, meyvesiyle besler, gövdesiyle barınak olur. İçinde yüzlerce canlıya ev sahipliği yapar. Kimi dalında yuva kurar, kimi kökünde yaşar. O ağaç, sadece ağaç değildir. Bir orman, sadece bir yeşil alan değildir. Onlar yaşamın ta kendisidir.

Ama ne yazık ki; yıllarca büyüyen bir ağacı, bir kibrit çöpüyle yok etmek sadece birkaç saniye alıyor. Ve o birkaç saniyede, sadece bir ağaç yanmıyor. İçinde barınan kuşlar, sincaplar, böcekler, kaplumbağalar, tilkiler… Yani doğanın sessiz ama en masum tanıkları da yanıyor. Yangının harladığı sadece kuru otlar değil, bizim insanlığımız, vicdanımız, geleceğimiz.

Peki, bütün bunlar olurken biz neredeyiz? Daha doğrusu, yetkililer nerede?

Bir yangın saatlerce, hatta günlerce söndürülemiyorsa, burada yalnızca doğanın değil, yönetimin de yandığı ortadadır. Bu ülkenin güzelliğinden, doğasından, insanından sorumlu olanlar nerede? Ülkesini gerçekten seven, “vatan” kelimesini dilinden düşürmeyenler, bu yangınları izlerken neden bu kadar sessiz?
Sadece ormanlar değil, bizim güven duygumuz da kül oluyor.

Her yıl aynı acıları yaşarken hâlâ yeterli önlemlerin alınmaması, hâlâ yangın söndürme ekipmanlarının yetersiz kalması, hâlâ ormanlara yapılan bilinçsiz müdahaleler ve ihmal… Bunlar artık kader değil, tercih. Çünkü bilerek görmezden gelmek de bir tercihtir. Bu yangınlara zamanında müdahale edilmemesi, en az ateşi yakan kadar vebal taşır.

Bugün göz göre göre onca canlının yanmasına sessiz kalanlar, yarın bize neler yapmaz? Bugün bir ağacın canını hiçe sayanlar, bir gün insan hayatını da hiçe sayar. Bu yüzden sadece ormanlar için değil, kendi insanlığımız için de ses çıkarmalıyız.

Hayvanların içgüdüsel merhameti, sadakati, doğaya olan saygısı bile biz insanlardan kat kat fazla. Bir hayvan, yuvaya zarar vermez. Doğal dengeyi bozmaz. Ama biz insanlar, sahip olduğumuz akıl, bilinç ve imkanlarla ne yapıyoruz? Doğaya zarar veriyor, yaşamı yok ediyor, sonra da arkamıza dönüp suskun kalıyoruz.

Keşke bu dünyada sadece kötülük yok olsa… Keşke masum canlar değil, bu kötülüğün kaynağı olan duyarsızlık, bencillik, umursamazlık yok olsa. Belki o zaman daha yaşanabilir bir dünyada, gerçek bir “insanlıkla” yaşarız.

Ormanlar sadece ağaç değil. Onlar yaşamdır. Gelecektir. Çocuktur. Nefestir. Onlar yanarken sessiz kalmak, insanlığımızdan vazgeçmektir.

O yüzden lütfen, bu yangınlara sadece bir haber olarak bakmayın. O alevlerde sizin de vicdanınız yanıyor.