Hayat, bazen kelimelerden çok suskunluklarda gizlidir. Anlatamadıklarımızda, yutkunduklarımızda, içimize attıklarımızda…

İnsan, her zaman konuşarak kendini ifade edemez; bazen en derin izleri sessizlik taşır. Ve işte tam da orada devreye girer zaman. Çünkü zaman, sustuğumuz yerlerde bizi anlatır.

Kırıldığımız anlarda sessizce uzaklaşmamız, haksızlığa uğradığımızda başımızı öne eğmemiz, çok sevdiğimiz biriyle konuşacak kelime bulamayıp sadece göz göze kalmamız... Hepsi birer sessizliktir. Ama bu sessizlikler boşa değildir. Zaman, o sessizlikleri alır ve bir hikâyeye dönüştürür.

Bir anne çocuğuna kızmaz, ama gözleri dolar. Bir baba sessizce çekilir köşesine, yükünü kimseye yüklemeden. Bir dost kırılır ama söylemez, sadece geri çekilir. Ve yıllar sonra bir gün, biri çıkar ve der ki: “O zaman anlamamıştım, şimdi her şey çok net.”

Çünkü zaman; konuşmayanın, anlatamayanın, içine atanın tercümanıdır. Sadece o an değil, sonrasında da anlatır bizi. Yıllar sonra bir bakış, bir fotoğraf, bir mektup, bir sessiz veda… Hepsi zamanın tanıklığında anlam bulur.

Sözcükler güçlüdür, evet. Ama bazı duygular vardır ki sözcükleri aşar. O yüzden bazen konuşmak yerine susmak gerek. Çünkü bazı gerçekler sadece zamanla anlaşılır. Ve zaman, her şeyin en adil anlatıcısıdır.

Suskunluk, her zaman güçsüzlük değildir. Bazen en büyük direniş, bir tek kelime etmeden olur. Bazen en büyük sevgi, hiç dile gelmeden yaşanır. Ve bazen, en doğru cevap... sessizliktir.