Bir işi bitmiş görmek kolaydır; ama o işin arkasında dökülen teri, harcanan zamanı, verilen emeği görmek… İşte asıl mesele oradadır.
Ne yazık ki artık çoğumuz “sonucu” alkışlıyor, “emeği” görmezden geliyoruz.
Bir tabak yemeği sofraya gelene kadar kimlerin uğraştığını, bir sayfa yazının arkasında kaç düşüncenin yoğrulduğunu, bir ürünün kaç elden geçtiğini düşünmeden yaşıyoruz.
Ve bu, yavaş yavaş vicdanı köreltiyor.
Bugün emeğe saygı duymayan bir toplumun, yarın adalete, dürüstlüğe ya da merhamete saygı duymasını beklemek zor.
Çünkü vicdan, emeği fark etmekle başlar.
Bir insan, başkasının çabasını görmezden gelmeye alıştığında; zamanla kendi emeğinin de değersizleştiğini fark etmez olur.
Bu da bizi sessiz, bencil ve birbirine karşı duyarsız hale getirir.
Oysa bir “teşekkür”, bir “eline sağlık”, bir “ne güzel yapmışsın” demek ne kadar kolay…
Ama bu küçük sözler, bir insanın yorgunluğunu hafifletir, değerini hissettirir.
Toplumun çivisi, işte bu farkındalıkla sıkı durur.
Emeği görmek; sadece birine değer vermek değil, insanlığın özünü korumaktır.
Çünkü emeği görmeyen göz, bir gün vicdanı da göremez.