Görüyorsun… Biliyorsun… İçin sızlıyor belki, ama susuyorsun. Oysa susmak, bazen kelimelerden daha ağır bir vebal taşır.

Bir haksızlık yaşanırken, “bana dokunmuyor” diye arkanı dönüyorsan, farkında olmadan o yanlışı alkışlıyorsun demektir. Çünkü kötülük, sadece yapanla değil; görüp de sessiz kalanlarla da güç bulur.

Ne zaman alıştık böyle görmezden gelmeye?
Bir çocuğa bağıran yetişkini duyup yolumuzu değiştirdik.
Bir kadının gözlerindeki korkuyu görüp başımızı çevirdik.
Bir hayvanın canı yanarken, elimizdeki telefonu düşürmeden “paylaşmakla” yetindik.
Tepki değil, izleyici olduk.
Tepki değil, seyirci…
Ve her sessizlik, bir başka zalimin cesaretine dönüştü.

Bazen insanlar susar, çünkü korkarlar. Bazen rahatları bozulmasın diye, bazen de "benim söylemem neyi değiştirir ki?" diye düşünürler. Ama unutmamamız gereken bir şey var:
Değişim, ilk sesi çıkaranla başlar.

Bugün bir şey yapamıyorsan bile, yanlışı yanlış olarak söylemek bile yeterlidir. Sessiz kalmak, tarafsızlık değildir. Sessiz kalmak, çoğu zaman yanlışın yanında durmaktır.

Toplum olarak yaralarımız büyüyor çünkü görmezden geliyoruz. Oysa iyilik, sadece yapıldığında değil; yanlış olanın karşısında durulduğunda da yaşar.

Belki sadece bir söz, belki sadece bir adım, birinin kaderini değiştirebilir. Ama biz susarsak, o kaderin yüküne biz de ortak oluruz. Çünkü bazen konuşmamak, yapılanı onaylamaktır.

Unutma:
Her susuş, bir çığlığın arkasında durmamaktır.
Ve bazen susanlar, bağıranlardan daha çok acıtır.