İnsan, neye inanırsa oraya yürür. Neyi hayal ederse, onun izini arar dünyada. Kimi bir evin sıcak mutfağında hayalini bulur, kimi gökyüzüne bakarken. Kimi bir kalpte, kimi bir şehirde...
Ama herkesin yürüdüğü yol farklı, ulaştığı yer başka, aldığı nasip kendi kadar derin olur.
Hayaller büyük olur bazen. Kalbin taşıyabileceğinden fazla umut biriktirirsin içinde. "Olur mu?" dersin, "Neden olmasın!" diye de eklersin. Ama gün gelir anlarsın ki, nasip hayal kadar değil; hayalin hak ettiğin kadar olanıdır. Yani niyetin kadar, gayretin kadar, sabrın kadar…
Bir çocuk, oyuncak bir arabayı hayal eder; bir genç güzel bir mesleği. Bir anne evladının iyi bir geleceğini, bir yaşlı huzurlu bir günü... Herkesin hayali başkadır. Ama gerçek olan şudur: Her insanın nasibi, hayali kadardır. Çünkü nasip, sadece verilen değil; uğruna çabaladığındır da...
Bazen çok istersin, olur. Bazen çok daha fazlasını istersin, ama olmaz. İşte o an anlarsın ki, hayal ettiğinle nasibin örtüşmesi için sadece istemek yetmez. Sabretmek, şükretmek ve gerektiğinde vazgeçmesini bilmek de gerekir. Çünkü nasip; ne zaman, nerede, ne şekilde geleceğini bilmediğin ama sonunda “iyi ki böyle olmuş” diyeceğin şeydir.
Hayaller insanı diri tutar ama nasip, insanı olgunlaştırır. Birine kavuşamazsın ama yüreğin büyür. Bir şeyi elde edemezsin ama başka bir güzellik girer hayatına. Çünkü Rabbimiz bilir, kim neye layıktır. Ve kim neyi taşıyabilir…
Belki de en güzeli şudur:
Hayal et, çabala, dua et… Ama sonunda tevekkül et. Çünkü her insanın nasibi, hayali kadardır; ama nasip her zaman hayal ettiğinden daha hayırlı olandır.