“Toprağın mütevazılığı olmasa hiçbir tohum filiz vermezdi.” Hayatın en büyük hakikatlerinden biri belki de bu cümlenin içinde saklıdır. Toprak, ayaklarımızın altında olduğu için çoğu zaman değersiz zannedilir. Üzerine basılır, kirletilir, çiğnenir… Ama o, bütün bunlara rağmen bağrına düşen tohumu sabırla taşır ve zamanı geldiğinde onu filizlendirir. Gürültü yapmaz, övünmez, kendini göstermez. Sessizdir; ama hayat ondan doğar.

İnsan da böyledir.

Eğer içinde tevazu yoksa, hiçbir iyilik onda kök salamaz. Kibirle sertleşmiş bir kalp, taşlaşmış toprak gibidir; üzerine düşen tohum tutunamaz. Bilgi gelir, yer bulamaz. Nasihat gelir, içeri giremez. Sevgi gelir, barınamaz. Çünkü büyümenin ilk şartı alçalmayı bilmektir.

Bugün pek çok insan yükselmenin peşinde. Daha görünür olmak, daha çok takdir edilmek, daha fazla alkış almak… Oysa gerçek büyüme yukarı doğru değil, içe doğru gerçekleşir. Kökü derine inmeyen ağacın gövdesi ne kadar uzasa da ilk fırtınada devrilir. İnsanın kökü ise tevazudur.

Toprak nasıl ki aldığı her şeyi kendine mal etmezse, insan da sahip olduklarını mutlak bir üstünlük sebebi saymamalıdır. Makam, servet, bilgi, yetenek… Bunlar insanı değerli kılan araçlar olabilir; ama insanı yücelten şey karakteridir. Karakterin mayası ise tevazudur.

Tevazu, kendini küçümsemek değildir. Aksine, kendini doğru yere koyabilmektir. Ne olduğunun farkında olmak ama ne olmadığını da unutmamaktır. Başkasını ezmeden var olabilmek, üstünlük taslamadan başarılı olabilmektir.

Toprak alçaldıkça bereketlenir. İnsan da alçaldıkça olgunlaşır. Çünkü kibir insanı daraltır, tevazu genişletir. Kibir ilişkileri koparır, tevazu gönülleri birleştirir. Kibir insanı yalnızlaştırır, tevazu ise insanı insanlara yaklaştırır.

Belki de bugün yaşadığımız birçok kırılmanın sebebi budur: Herkes yükselmek istiyor ama kimse kök salmak istemiyor. Herkes görünmek istiyor ama kimse derinleşmek istemiyor. Oysa gerçek iz, yüksekten değil; derinden bırakılır.

Unutmamalıyız ki en verimli toprak en alçakta olandır. İnsan da biraz toprak gibi olmalı. Üzerine basıldığında öfkeyle sertleşen değil; sabırla olgunlaşan… Kendini büyütmek için başkasını küçültmeyen… İçine düşen her iyiliği büyütüp çoğaltan…

Çünkü mütevazı bir kalp, sadece kendini değil; etrafını da yeşertir.

Ve günün sonunda insanın geride bıraktığı en kıymetli miras; ne serveti ne makamı ne de alkışıdır. Gerçek miras, dokunduğu gönüllerde filizlenen iyiliklerdir. Eğer bir kalpte umut, bir hayatta cesaret, bir gönülde merhamet büyüyorsa; bilin ki orada mütevazı bir yürek toprağı vardır.

İnsan toprağa dönecek… Ama asıl mesele, toprağa karışmadan önce toprak gibi olabilmektir.