Bir ülkede düzeni ayakta tutan şey yalnızca yasalar değildir. Asıl belirleyici olan; vicdandır, ahlaktır, saygıdır. Bugün dönüp baktığımızda kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz nerede yanlış yaptık?

Bir zamanlar okullarda öğretmen otoritesi vardı. Öğrenciler öğretmenden korktukları için değil, saygı duydukları için seslerini yükseltmezlerdi. Bugün ise tablo tersine döndü. Öğretmenler öğrenciden çekinir hale geldi. Disiplinin olmadığı, sınırların belirsizleştiği bir eğitim ortamında ne akademik başarıdan ne de sağlıklı bireylerden söz edilebilir.

Çocukların psikolojisi elbette önemlidir. Ancak “çocuğum üzülmesin” hassasiyeti, yanlış davranışların üzerini örtmeye dönüşüyorsa orada bir sorun vardır. Eğitim sadece okulda verilen bilgi değildir. Eğitim ve ahlak önce evde başlar. Bir aile evladına saygıyı, görgüyü, sınır bilincini kazandıramıyorsa; bunu tek başına öğretmenden beklemek adil değildir.

Öğretmen olmak için yıllarını veren, emek harcayan insanlar; aile içinde verilmesi gereken temel değerlerin yükünü de omuzlamak zorunda kalıyor. Üstelik çoğu zaman destek görmek yerine hedef haline getiriliyorlar. Oysa öğretmen; toplumun geleceğini inşa eden kişidir. Ona sahip çıkmayan bir toplum, kendi geleceğini zayıflatır.

Sorun yalnızca okullarda da değil. Sokakta yürürken öldürülen insanlar… Trafikte kuralları hiçe sayan magandalar… Hastanede sağlık çalışanına şiddet… Adliyede adalet ararken umutsuzluğa kapılan vatandaş… Hayatın her alanında insan hayatının değersizleştiğine tanık oluyoruz.

Yasaların caydırıcı olmadığı bir yerde, insanlar kendilerini hukuktan üstün görmeye başlar. Adalet duygusu zedelendiğinde, toplumun vicdanı da yaralanır. Eğer bir ülkede insan hayatı en ucuz değer haline gelmişse, orada güven duygusu çöker. Güvenin olmadığı yerde ise korku ve öfke büyür.

Devlet olarak nerede yanlış yapıyoruz? Eğitim politikalarında mı? Hukukun uygulanışında mı? Caydırıcılığın eksikliğinde mi?
Birey olarak nerede yanlış yapıyoruz? Çocuğumuza sınır koymamakta mı? Yanlışı savunmakta mı? Sessiz kalmakta mı?
Milli Eğitim sistemi olarak nerede eksik kalıyoruz? Öğretmeni yalnız bırakmakta mı? Disiplini zayıflatmakta mı?

Belki de en büyük yanlışımız, suçu hep bir başkasında aramak. Oysa çözüm, ortak sorumlulukta yatıyor. Aile değer verecek, okul eğitecek, devlet koruyacak. Hukuk adil ve hızlı işleyecek. Yanlışın karşılığı net olacak. Doğru olan desteklenecek.

“Dur” demenin zamanı çoktan gelmedi mi? Bu çağrı yalnızca bir öğretmen için değil; sokakta yürüyen bir çocuk, işine giden bir anne, görevini yapan bir doktor, ders anlatan bir öğretmen için. Kısacası insan hayatı için.

İnsan hayatına verilen değer artmadıkça, kayıplar artmaya devam eder. Önlem almadan, ses yükseltmeden, sorumluluk üstlenmeden hiçbir şey değişmez.

Toplum; aileden başlar. Eğitim; saygıyla güçlenir. Adalet; güvenle ayakta durur.
Ve bir ülke, insanına verdiği değer kadar güçlüdür.