Bazen biri çıkar hayatından, kapıyı sessizce kapatır. O an anlarsın; hayat, sanıldığı kadar uzun değildir.
Bir kapı sesi kadar sürer bazı ayrılıklar. Bazı vedalar ise hiç söylenmeyen cümleler kadar yarım kalır.
Ve ömür dediğin… tam da bu kadar kısadır işte.
Ne zaman büyüdük bu kadar?
Daha dün gibi değil mi? Sokakta oynadığımız çocukluk günleri, ilk heyecanlar, ilk kırgınlıklar…
Zaman, fark ettirmeden geçmiyor; biz fark etmeye geç kalıyoruz.
Bir selamı erteleyip, bir sarılmayı unuttuğumuz her gün… hayat bizden bir şeyler daha eksiltiyor.
Bugün yan yana olduklarımız, yarın hatıra olabilir.
Bir bardak çay içtiğin kişi, bir daha hiç o masada oturmayabilir.
“Sonra ararım” dediğin numara, belki de artık cevap vermeyecek.
Kapıdan çıkarken “kendine dikkat et” demeyi unuttuğumuz insanlara, bir daha dikkat etme şansımız olmayabilir.
Hayat uzun sanılıyor, oysa bir göz kırpması, bir kapı sesi, bir iç çekiş kadar hızlı…
Ve bu hız içinde kaçırdığımız şey, "yaşam" değil sadece…
Kaçırdığımız; sevgiyi göstermenin tam zamanı, affetmenin yeri, konuşmanın gerekliliği.
Bazen biri gider, bir sesle…
Ve o ses, uzun yıllar boyunca içimizde yankılanır.
Çünkü bazı kapılar sadece kapanmaz; ardından bir dönem, bir hayat, bir ömür de kapanır.
O yüzden...
Konuş.
Dinle.
Sarıl.
Affet.
Söylemekten çekindiğini söyle.
Çünkü yarın, sadece takvimde değil; hayatın içinde de olmayabilir.
Unutma…
Ömür dediğin, bir kapı sesi kadar kısa.