Bazı sevgilerin tarifi yoktur. Anlatamazsın, ölçemezsin, bir kalıba sığdıramazsın. Ne kelimeler yeter ne de duygular tam karşılık bulur. İşte evlat sevgisi, böyle bir şeydir.
Evlat…
İlk kalp atışını duyduğun andan itibaren içini saran tarifsiz bir bağ. Daha kucağına almadan bağlandığın, daha gözlerine bakmadan sevdiğin bir can. Ne yaparsa yapsın sevginden eksilmeyen, ne kadar büyürse büyüsün içindeki bebek kalmaya devam eden biri.
Bir evlat, insanın kalbine kök salar. Hayatına anlam, omuzlarına sorumluluk, ruhuna dayanma gücü getirir. Uykusuz geçen gecelerde bile yorgunluğun önüne geçen bir bakış, minicik elleriyle dünyanı tutan bir mucizedir.
Evlat sevgisi karşılık beklemez.
Yeter ki iyi olsun, mutlu olsun, canı yanmasın... Onun acısı, senin kalbine saplanan bir bıçaktır. Onun sevinci, senin ömrüne ömür katan bir bahardır. Onun varlığı, senin hayata tutunma sebebindir. Çünkü evlat, insana yeniden sevmeyi, yeniden yaşamayı, yeniden umut etmeyi öğretir.
Ama bu sevgi öyle bir sevgidir ki; yeri doldurulamaz, benzeri yoktur. Her evlat başka sevilir, her biri ayrı yer tutar kalpte. Kimse kimsenin yerini almaz. Çünkü o sevgi ne kıyas kabul eder ne de şart.
Tarifi olmayan sevgi budur işte:
Evlat kokusunda huzur bulmak, onun ilk adımlarında gurur duymak, düştüğünde ilk koşan olmak, başarılarında gözyaşlarını saklamaya çalışmak…
Ve en çok da, hiçbir şey istemeden, sadece sevmek.
Bir evlat büyür, kendi yoluna gider. Belki uzaklara, belki kalbine yakın ama fiziksel olarak uzağa…
Ama anne-babanın yüreğinde o hâlâ küçücük, hâlâ korunmaya muhtaç bir çocuk kalır.
Çünkü evlat sevgisi zamanla değişmez. Aksine, yıllar geçtikçe derinleşir, kök salar, seni sen olmaktan çıkarıp onunla var olmaya götürür.
Tarifi olmayan sevgi, işte tam da budur.